Yorgun ateş közü ve gri küller
Kaç yarım rüyanın davacısıdır?
Ölüler mezardan kalksa ne diler?
Mezarlar toprağın iç acısıdır
Elden ele gezen kokusuz güller…
Yorgun ateş közü ve gri küller
Senden bir hatıra, sonra pişmanlık
Açık pencerede çırpınan tüller
Her şey çok uzakta, burda düşmanlık
Önce özler tutar, sonra diş biler
Bir gülüş, bir koku sanki bir anlık
Söylesem karışır, dolaşır diller…
Çok yorgun bir duman ve ateş közü
Sanki avucumuzda hâlâ sıcak
Evveli ahiri, kabuğu özü
Demirden sarılma, betondan kucak
Geçmiyor takvimin dikenli güzü
İçimi bir soğuk yağmur saracak
Sularla aşınmış taşlarda yüzü
Yolumu gözlüyor hep köşe bucak
Uzun gecelerde övmek gündüzü
Neyseler bitecek, keşke kalacak
Evveli ahiri, kabuğu özü…
Geçmiş ateş közü ve yorgun duman
Gençliğin aşısı, beklenmez haber
Gözlerin gözüme değdiği o an
Yıkılır tedbirim, silinir ezber
Günlerde birikip çürüyen zaman
Mutlaka doğduğu noktaya döner
Yok olmak da neymiş, ne yersiz güman…
Ateş közü geçmiş ve duman yorgun
İçimde İsmail taşta uyumuş
Rüyası apaçık, ninnisi durgun
Kaşla göz arası nasıl büyümüş
Çocuklar yaşlanmış, çocuklar dargın…
Bu yazı yorumlara kapalı.