Senin, adına yaslanıp, düz duruyor yıkılmayan.
Başka da kimse yok zaten, gerisi etle, hevesi.
Hangisini öğreneyim, eski defterlerim hazır.
Birkaç adım daha Musa, birkaç adım daha Hızır.
Bak, nasıl kelimelerim sivri köşe, keskin kenar.
Sen, bana söyleme diye küflü toprakta sessizlik.
Canın acımasın diye, ayakta yamuk duvarlar.
Dilimden dikenler yuttum, kara bulaştı kanıma.
Sargıların altı bile güneşe heves getirmiş,
Zaman, asıldığı dalda kendine doğru çürürken.
Sana seslendim aslında kime “dikkatli ol” desem,
Senden geldi diye kimi kapılarda karşıladım.
Yerim dardı, nefes bile kabuğundan dışa taştı.
Buldum diye sevindiğim, zaten beni arıyormuş.
Kırıldığım yerlerimin izi varmış öncesinde.
Olacağı varmış diye niyet kurmuş olacaklar.
Yıkılırsam, sana doğru yıkılayım, uzaklaşma.
Kusur sayma, boş bulunup unutursam, huyum böyle.
Nasılsa, uzun olacak yeni cenazenin yası;
Kendi elimin belası, kendi sözümün davası…
Bu yazı yorumlara kapalı.