İçeriğe geç

Dilin Getirmediği Şeyler

Korsan kitaplarda bile küçülmeyen hikaye benim,
Kitabeler boyunca hevesle anlatılan,
Deniz fenerlerinin bile heybetini küstürüp.
Gereksiz uzayıp sıkışan akşamları,
Komşularca yadırganan, ani bir intihara
Amansız sürükleyen
Benim direği çatlamış
Eski kelimelerim.

Hani, seni bir akvaryum sakinliğinde bulmuştum.
Yeni ağrılar kazıyordun yorulmuş yerlerinden.
Sana, neler ettiysem de yine beni affettin.
Bunda, bir keramet aramaya gücü yok
Vardiya telaşıyla titrek vatandaşların.
Taksitler uzamıştı ve sevinmişlerdi.
Kimi, kendinden bile uzun, nice vade sekmesi.
Gün görmüş kadınların haklı tedirginliği,
Başka şeyler düşleyen en yaşlı ağaç,
En serin gölge, en derin kuyu.
Bir öykünün mazlumu olmayı seçmek için
Sonunu bilmeye ihtiyacı olmayan
Çok eski tedbirsizlik

İçinde, durgun su sıcağı besliyorsun, bilmiştim.
Çok ince ipleriyle uçurum salıncağı.
Beni bul, yalnız kalma, sözüm söz, vaadim yok.
Bak, her taş kendi kendine nasıl yuvarlanıyor.
Bunları bir defterde görsen şaşardın.
Biri anlatsa, inanmazdın bu nemli durgunluğu.
Yarın akşam son demiştim, yarın kesin son.
Kes, demiştim, kopsun incelemenin keyfini.

Önce, bir yüzün suyu dökülsün yolun yokuşuna.
Gör, nasıl şeffaf ve serin yapraklarla örülür toprak.
Nasıl taştan bir kılıç derilir efsaneden.
Herkesin hırkası kendinden bile büyük.
Hiçbir yeri zayi olmayacak bunu bilmenin,
Dilin getirmediği kimi süslü şeylerin,
Hakkında susacağız, sırtımız çıplak.

Söz alimin üstünde, arif sözün üstünde.

Kategori:Tüm Şiirler

Bu yazı yorumlara kapalı.