Önce soğanları pembeleşinceye kadar kavuruyorum
Dalgın, yorgun, ölgün soğanlar
Bembeyaz duvarlara kara sürüyor ellerim
Fark etmiyorum
Gözlerim inatla pencerenin dışında
Pencerenin dışında inatsız bir yağmur
Yağsa mı yağmasa mı?
Tereddüt yokuşunda
Bana da dokunsun diye yalvarıyorum
Kaşına cımbız
Düşüne yıldız değmemiş
Yapayalnız kızların
Görmeye utandıkları rüyalarında
Özenle gizledikleri haber
Ve insana yağmur altında yazılmış hissi veren
Sakin şiirlerdeki sihir
Bana da dokunsun diye yalvarıyorum
Aşk mı, ölüm mü ben de bileyim
Yaşamak taşını ağırlaştıran
Dalgınlık soğanları kavuruyorum kafatasımda
Pembeleşinceye kadar
Önümde aşk ardımda ölüm
Korkmaktan korkarak koştuğum yolu
Kısık ateşte kavuruyorum
Bir göçebenin hayallerini
Her yaylada ovada tazelenen
Git gide büyüyen hayallerini
Ve ne düşmüşse payıma reklam kuşaklarından
Ayıp kelimelerden yahut argodan
Şişman şehirlere iliştirdiğim
Steril bir yaşama sevincini
Aşkın ve ölüm bütün tanımlarını
Kafatasımda kavuruyorum
Ve soğanlar
Dalgın, yorgun ölgün soğanlar
Pembeleşiyorlar
Bu yazı yorumlara kapalı.